2024 yıl sonu itibariyle küresel ortalama sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme göre 1.55 °C’ye ulaştığı tespit edildi (WMO, 2025). İklim kriziyle mücadeledeki en önemli uluslararası hukuk belgelerinden olan Paris Anlaşması’nın hedefinin bu artışı 21. yüzyıl sonunda 2 °C’nin çok altında mümkünse 1.5 °C ile kısıtlamak olduğu dikkate alındığında iklim krizinin geleceğe dair bir risk değil, halihazırda etkilerini gösteren bir tehlike olduğunu söylemek mümkündür. Son dönemde bu ısınma trendinin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) öngörülerinden daha da hızlı bir şekilde ivmelendiğini ve 2 °C’lik sınırın 2050 civarında aşılacağını belirten öngörüler de iklim krizinin sebep olduğu tehlikelerin beklenenden daha kısa bir süre içinde gerçekleşmesi ihtimalinin güçlendiğini ve daha ciddi bir risk yönetimine ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir (Hansen ve ark., 2023; Kemp ve ark., 2022).

İklim krizinin temel sebebi büyük ölçüde kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtları yoğun şekilde kullanan enerji sisteminin salımına sebep olduğu sera gazlarının atmosferde birikerek gezegeni ısıtıcı etkilere neden olmasıdır. Bu etki iklim koşullarının nispeten dengeli olduğu  yaklaşık son 12 bin yılı kapsayan Holosen jeolojik döneminin genel karakteristiğini değiştirmektedir (Kemp ve ark., 2022). Bu değişim kendisini sel, fırtına, sıcak dalgası, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarıyla somut olarak göstermektedir. Bu aşırı hava olayları farklı grupların iklim krizine sebep olmak, iklim krizinin sonuçlarından etkilenmek ve bu sonuçlardan faydalanmak gibi hususlar açısından deneyimledikleri ölçüsüzlükleri merkeze alan iklim adaleti anlayışının temel konularındandır. Bu anlayışa göre iklim krizinin etkilerinin azatılması ve önlenmesinde teknolojik değişimlerin ötesinde sosyal ve ekonomik boyutları olan sistemsel bir dönüşüm elzemdir (Aydın ve ark., 2017).

Hükümetlerin iklim krizini hitap edilmesi gereken öncelikli sorunlar arasına almasını ve bununla orantılı olarak iklim kriziyle mücadele için yeterli düzeyde kaynağın seferber edilmesi gerekliliğini vurgulayan iklim aciliyeti söylemiyse bahsedilen dönüşüme duyulan ihtiyacın önemini vurgulamaktadır (Climate Emergency Declaration, 2016).

İklim aciliyeti ve iklim adaleti anlayışları doğrultusunda en öne çıkan iklim afeti bize göre sıcak dalgaları ve aşırı sıcaklardır. Yerel koşullara göre tanımlanmış belli koşulların karşılanması durumunda sıcak dalgaları olarak da adlandırılan bu aşırı sıcak hava olaylarının halk sağlığı açısından ölüme dahi varabilen olumsuz etkileri bulunuyor. Bu etkilerin halihazırda İstanbul’da da gerçekleştiği biliniyor. Bu kapsamda Aralık 2022’de yayımlanan bir makalede 2004-2017 yıllarının yaz aylarında gerçekleştiği tespit edilen ve toplamda 257 güne yayılan 20 sıcak dalgasının 4281 fazladan ölüme yol açtığı belirtiliyor (https://doi.org/10.3390/atmos13122126). Meteoroloji alanında yapılan farklı bir çalışmada Türkiye’nin batı kesiminde 1965-2006 yılları arasında sıcak gün sayısının, sıcak dalgalarının ve sıcak dalgası sürelerinin arttığı ve son on yılda buna ilişkin değişim hızlarının daha yüksek olup aşırılıkların 1998’den sonra sıklıkla gözlemlendiği vurgulanmakta (https://doi.org/10.1007/s00704-012-0704-0).

Birçok ülkede özellikle sıcak dalgası dönemlerinde aşırı sıcağın sağlık etkisine dair izleme ve veri üretimi faaliyetleri kamu kurumları tarafından gerçekleştirilmekte ve bu faaliyetlerin sonuçları medyada geniş yer bulmaktadır. Bu durum iklim krizine bağlı aşırı sıcakların ölüme kadar varabilen sağlık etkilerinin somut olarak geniş kitlelerce bilinmesini sağlamakta ve iklim aciliyeti anlayışının benimsenmesini kolaylaştırmaktadır.

Öte yandan Türkiye’nin sıcak-sağlık eylem planı, sıcakla ilgili sağlık etkilerine yönelik bir izleme sistemi veya termal stresle ilgili bir gözetim sistemi ve etkilenme ihtimali olan nüfusa ulaşmak için tasarlanmış bir erken uyarı ve önleme stratejisi bulunmamaktadır (EEA, 2024; DSÖ, 2022). Bu bağlamda Avrupa Çevre Ajansı’na (EEA) üye bir ülke olarak Türkiye’nin  Çevre ve Sağlık Hakkında Yedinci Bakanlar Konferansı Deklarasyonu’nu (Budapest Declaration) imzalaması önemli bir gelişmedir (DSÖ Avrupa, 2023). Zira bu belge “sıcaklık ile ilgili sağlık risklerini etkili bir şekilde önlemek, bunlara hazırlanmak ve bunlara yanıt vermek için sıcak-sağlık eylem planları geliştirmek ve güncellemek, aynı zamanda kentsel ısı adası etkisini ele almak için kentsel planlamayı uyarlamak, farklı yönetim düzeylerinin yetkinliklerini hesaba katmak” taahhütünü içermektedir.

Buna paralel olarak ilgili politikaların eksikliği “İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030)” belgesinde tanımlanan “Türkiye İklim ve Sağlık Profli’ne dayanan göstergeler listesi ve sağlık etki zincirlerinin geliştirilmesi; verilerin toplanması ve sürekliliğinin sağlanması, analizi ve bu çalışmaların mevcut bildirim, erken uyarı vb. uygulamalarla uyumlaştırılması için sistem kurulması” eyleminden de anlaşılabilir. Bunların dışında yerel yönetimlerin bu ulusal politika eksikliklerinden bağımsız olarak kendi hizmet bölgeleri için gerçekleştirebilecekleri eylemlere şunlar örnek gösterilebilir:

İklim krizi, sıcak dalgaları gibi ölümcül afetleri beraberinde getiriyor. Sıcak dalgaları özellikle yoğun yapılaşmış yüksek nüfuslu bölgelerde yaşayanları tehdit ediyor. İstanbul’un Maltepe ilçesinde 2025 yılında yurttaş bilimi yöntemiyle Maltepe Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştireceğimiz “Yurttaş Bilimiyle Sıcak Dalgalarına Karşı Kentsel Dayanıklılığı Artırmak” projesi, kentsel mekânları ve özellikle yaşlılar, kadınlar, çocuklar, açık havada çalışanlar, kronik hastalıkları olanlar gibi grupları sıcak dalgalarına karşı daha dayanıklı hâle getirmek amacıyla yerel yönetimlerin hazırlık, müdahale ve iyileştirme kapasitelerini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Sorumluluk reddi: Bu web sitesi Avrupa Birliği’nin mali desteğiyle “Sivil Katılım Hibe Programı” kapsamında hazırlanmıştır. Bu “web sitesi” içeriği yalnızca Mekanda Adalet Derneği’nin sorumluluğundadır, UNDP ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır. Görünürlük beyanı: Maltepe Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirdiğimiz “Yurttaş Bilimiyle Sıcak Dalgalarına Karşı Kentsel Dayanıklılığı Artırmak” projesi “Sivil Katılım Hibe Programı” kapsamında desteklenmektedir. “Türkiye’de Demokratik Yerel Yönetişimin Geliştirilmesi için Sivil Katılımın Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında uygulanan “Sivil Katılım Hibe Programı” Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte olup Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından uygulanmaktadır. Projenin faydalanıcısı Türkiye Belediyeler Birliği’dir. IPA II Sivil Toplum sektör lideri olarak Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı projenin lider kurumudur. Sivil Katılım Hibe Programı, yerelde iş birliğini güçlendirmek adına STK’lar ve belediyelerin/yerel aktörlerin ortaklaşa yapacakları projeleri desteklemektedir. Yerel düzeyde sivil katılımı teşvik etmek, vatandaşların karar verme süreçlerine aktif olarak katılmalarını sağlayarak daha kapsayıcı ve duyarlı bir yönetişime yol açar. Sivil katılımın güçlendirilmesi, vatandaşlar ve yerel yönetimler arasında güven inşa ederek her iki tarafın zorlukları ele almak ve Türkiye için sürdürülebilir çözümler uygulamak üzere birlikte çalıştığı iş birlikçi bir ortamı teşvik eder. Sivil katılım, vatandaşları karar alma süreçlerine aktif olarak dahil ederek daha hesap verebilir ve insan merkezli politikalar ve programlar oluşturarak yerel yönetimde şeffaflığı ve güveni artırır. Gönüllülük, vatandaşlar arasında birlik ve dayanışma duygusunu besler, sosyal ayrımları ortadan kaldırır. Sivil Katılım Projesi hakkında daha fazla bilgi için www.sivilkatilim.org.tr sitesini inceleyebilirsiniz. - Enfold Theme by Kriesi